MehmetAliBulut hakkında çok sorulduğu için uzunca zamandır araştırmadaydım ve izlenimlerimi küçük örneklerle sizlere aktarmak istedim. Ben Allah için uyarıy ContactMehmet Ali Erbil on Messenger. Public Figure. Bulut Aras Fan kulúbú Tanıdız mı ? See All. Photos. JNNIx. Osman Baydemir, açık ve net bir şekilde ayrılmaktan söz etti. Kürtçe yaptığı konuşmasında ”Birlikte geçinemeyeceksek ayrılıp iki komşu gibi yaşayalım” dedi. Baydemir saftır. Diplomasiye gerek duymadan içindekini söylüyor. İnsana da makul geliyor. Mamafih biz biliyoruz, arzularının ta ezelden beri öyle olduğunu. İlginç olan, artık bunu deklare etmekte sakınca görmemeleridir! Demek ki birtakım mahfillerde Suriye ve Irak’ta yapılan operasyonların Türkiye’ye de dayatılması zamanının geldiği konuşuluyor ki bunlar söyleniyor. Kızmaya gerek yok. Demek bir problemimiz var ki bunlar konuşuluyor. Hiçbir şey durup dururken çıkmaz ve hiçbir şey Allah’ın izninin haricinde değildir… Türkiye Devleti ya haksızlık yapmıştır ki şimdi cereme çekiyor veya devlet olmanın hakkını verememiştir ki asırlardır birlikte yaşayan insanlar ayrılmak istiyor. Efendim Amerika, Rusya, İsrail içimizi kurcalıyor bu insanları kandırıyor bize karşı kışkırtıyor. El hak doğrudur. Doğrudur da neden biz bu insanları kullanılabilir hale getirdik. Onu soruyor muyuz? Hayır. Önce bu nefsi eleştiriyi yapalım ki sonradan söyleyeceklerimizin de bir anlamı olsun. Osmanlı Devleti istikametini kaybedince yıkıldı. Asıl sebep o. Diğer bütün sebepler, şu mukadderatı tahakkuk ettirmek içindi. Rüşeymini yitiren meyve dalda kalamaz, dökülür. İstikametini kaybeden toplumlar ve devletler de öyle. Siz yaşama azminizi kuvvetli tutar ve Hak kavramının hakikatine uygun bir hayat sürerseniz, vallahi ne Amerika, ne Rusya, ne İngiltere size bir halt edebilir. Çünkü kimin varlığını sürdürüp sürdürmeyeceğine karar veren Allah’tır. Ve onun iradesi dışında bir şey yoktur. Şu gördüğünüz diğer tüm tedbir ve güçler, O’nun iradesini tahakkuk ettirmekten başka hizmet görmezler. “Zalim”, malum olduğu gibi “Tanrının kılıcıdır. Onunla intikamını alır sonra döner onu da kırar Allah!” denilmiş. Aynıyla da öyledir. Gelen musibetler birer hak ediş olduğu gibi nimetler de öyledir. Kürtlere Allah devlet nimetini tattıracaksa buna mani olmaya çalışanlar ancak gerçekleşmesine hizmet ederler. Yok, eğer bu saf ve İslam’a samimi hizmet etmiş kavmi, Allah, içlerindeki sefihlerden temizleyecekse buna da kimse mani olamaz. Ben şu yaşanmakta olan hadiseleri biraz da öyle görüyorum. Şunu da belirtmekte yarar var. Hiçbir örgüt, hiçbir fırka, hiçbir vukuat gereksiz ve sebepsiz değildir. Siz isteseniz de istemeseniz de hem PKK’nın, hem PYD’nin hem DEAŞ’ın ve diğerleri mukadderatın teşekkülünde önemli rolleri ve payları vardır. İslam tarihinin şekillenmesinde önceki dönemlerde yaşanan hadiselerin ve o hadiseler neticesinde oluşan örgütler ve mezheplerin hiç birisi anlamsız ve abes değildir. Emevilerin, saltanat yönetimini İslam’a dayatmasından sonra Mürcie’nin direnci olmasaydı, biz devlet idarecilerinin seçimle iş başına gelmeleri gerektiğini belki de unutacaktık. Şia olmasaydı, Hz. Osman ra döneminde başlatılan akrabalar cuntasını İslam’ın hakiki yönetim şekli sanacaktık. Kısacası ortaya çıkan hiçbir örgüt, bela, musibet gereksiz ve sebepsiz değildir. Türkiye cumhuriyeti ve idarecileri biraz nefislerine dönüp düşünürlerse hadislerin çıkış gerekçesini de bulurlar… Hasılı, olan biten her şey ve bir sebep ve hikmetle olur. İnsan zulmüyle hak eder sonra o hak ettiği şeyi Allah halk eder. Dolayısıyla Kürtler, kendilerine has bir devletleri olmasını hak etmişlerse kimse buna mani olamaz. Bu nimet gelip onları bulur. Eğer bu nimet birilerinin “sayesinde” elde ettiklerini düşünürlerse, sadece yüreklerini minnet altına sokmuş olurlar. Allah’ın verdiği bir nimeti, başkasının yardımıyla gelen bir lütuf addederlerse, kendilerini ona medyun hale getirirler. Evet Kürtlerin umumi manada bir ferece ihtiyaçları vardır. Ama bu fereci yarın boyunlarına pranga olarak takacak kimselerin himmetiyle elde etmeye kalkarlarsa bu zilletlerini daha da arttırır. Bediuzzamanın dediği gibi “Evet bir ferec isteriz ama bu kâfirin eliyle olmamalı” Bu sözü de ilginç bir zamanda söylüyor Bediuzzaman. Düşünün ki TC ona zulüm üstüne zulüm ediyor. O sırada ikinci dünya savaşı patlıyor ve Bediuzzaman Türkiye’nin savaşa girmemesi için azim dualar ediyor. Ona bazı talebeleri, “Neden bu kadar bu hükümete dua ediyorsun. Bak onlar sana zulmediyorlar. Türkiye savaşa girse biz de bu hükümetin baskısından kurtuluruz” demeye getiriyorlar. Bunun üzerine de üstat o sözünü söylüyor “Biz ferec ve ferah ve sürur ve fütuhat isteriz-fakat kâfirlerin kılıcıyla değil! Kâfirlerin kılıçları başlarını yesin; kılıçlarından gelen fayda bize lâzım değil. Zaten o mütemerrid ecnebîlerdir ki, münafıkları ehl-i imana musallat ettiler ve zındıkları yetiştirdiler.” ….. PYD’nin, Amerika ile Rusya arasında paylaşılamayacak bir kıymete bindiği bugünlerde Kürtlerin –ki yüzde doksanı hale birlik ve beraberlikten yanadır-, üstadın şu sözünü dikkatle dinlemeleri lazım! PYD’yi, Kürtlere hizmet ettiği için değil, kendi menfaatlerine hizmet ettiği için paylaşamıyorlar. Bunu HDP’liler de biliyorlar ama işlerine geldiği için susuyorlar. Hâlbuki yarın o örgüt, kendilerine de musallat edilebilir. Elin … ile gerdeğe girilmeyeceğini pek ala bilimleri gerekir… sen adamların desteğiyle devlet kuracaksın sonra da bağımsız olacaksın. Öyle mi? 90’ların başında da PKK öyle kıymete binmişti. Paylaşılamıyordu. Ne kadar Türk düşmanı, İslam düşmanı varsa APO’yu ve kanlı örgütünü yere göğe konduramıyorlardı. Suriye, Yunanistan, Almanya, Fransa, Belçika ve bilumum İslam düşmanı ülkeler PKK ya her türlü desteği vermişlerdi… Şimdi PKK gözden düşmüş gibi görünüyor. Zira ona yaptırılmak istenenler artık PYD’ye yaptırılıyor. Hem PKK ismi artık hiçbir vicdanın taşıyamayacağı kadar kirlendiği için ondan kurtulmaya çalışıyorlar. Hem de Türkiye’ye iyilik yapıyorlarmış gibi görünerek PKK’yı Türkiye’nin kucağına atıyorlar. Ha Türkiye Cumhuriyeti Yöneticilerine de şunu söyleyeyim. Eğer şu patlamalardan, bombalamalardan canlı bombalardan, hala DEAŞ’ı, PKK’yı vs. mesul biliyorlar ve birinci sorumlu onu görüyorlarsa aymazdırlar, kördürler, basiretsizdirler… ….. Evet, kelin yarıldığı, herkesin gerçek yüzünün ortaya çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Kürtlerin de Türklerin de hakikati görmeleri gerekiyor. Şunu söyleyebilirim, Kürde yardım ediyormuş gibi görünenler bunu Kürdün sevdasıyla yapmıyorlar. Bölgedeki menfaatlerini sürdürmek için hizmetkârlar arıyorlar. Yıllarca Türkiye’ye karakolluk yaptırdılar Batı hesabına. Şimdi bunu Kürtlere yaptırmak istiyorlar. Hâlbuki Allah onlara zaten bir “ferec” verecekti. Allah’ın verdiğini, Rusya, İsrail Amerika kendileri sağlamış gibi yaparak hizmet devşirecekler… Böyle olunca Türkiye Kürt meselesinde hangi adımı atarsa atsın ondan memnun kalmayacaklardır. Çünkü böyle bir durum, onların beklentilerini sağlamaz. Bu açıdan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Kürt meselesi denilen şu yalancı sorun konusunda ne yaparsa yapsın, isabetli hareket etmiş olmayacak! Çünkü karşısındakilerin derdi sorun çözmek değil. Suyu bulandırmak ve ayrışmaktır… Kürt halkının içinde de bu ayrışmayı isteyen tabii ki var. Bunu son Malatya ziyaretim sırasında da fark ettim. Bazı dindar Kürtler de dil eğip bükmeye başlamışlar çoktan… Şu meselede, Kürtlerin de Türklerin de unutmamaları gereken husus şudur. Kürt meselesinde ipleri elinde tutan el, Osmanlı’yı yıkan eldir. O elin sahibi, İslam’ı düşman bilen ve onun varlığını kendi varlığına tehdit sayan Deccalist düzendir onu kuran ve sürdürenlerdir. 1826 tarihinden itibaren içimize sirayet ettiler ve o tarihten bu yana tahribat ile içimizi oyup ilerliyorlar… Çoğu kere sureti haktan görünürler. Nitekim hatırlayın Osmanlıyı yıkma planını da “Şark Meselesi” adı altında tezgâhlamışlardı. Şark Meselesi! Neydi şark meselesi? Efendim Osmanlı, kendi halklarına zulüm ediyor. Biz Osmanlı'nın kendi halklarına adil davranmasını istiyoruz” diyorlardı. Osmanlı idarecileri de bunu yuttular ve ha bire onların arzu ettiklerini yapıp durdular. Tanzimat fermanı, Gülhane Hattı Hümayunu, bilmem ne ıslahatı vs. vs. Asla ama asla bitmedi istekleri. Hep adil olmamızı bekliyorlardı. Şöyle yapın böyle yapın, şunu yapmazsanız şu olmaz bunu yapmazsanız şu olmaz, deyip durdular. Biz de sandık ki hakikaten eğer bunları yaparsak Batı bizden elini çekecek. Hâlbuki onun tek derdi vardı Bu halkı İslam’ın hizmetkarlığından çıkarmak. Çünkü bu millet İslam’ın hizmetinde kaldıkça İslam’a bir zarar verebilmeleri mümkün olmuyordu. O yüzden ne yapıp edip Türkleri İslam’a hizmetten vazgeçirmeliydiler. Bu da mümkün olmayacaksa onları Anadolu’dan sürmek! Asya’ya göndermekti. Sonunda Osmanlıyı yıktılar ve arzularını da TC denilen ve sanki hakikaten Türklerin devleti imiş gibi gösterilen bir yapılanmanın eliyle gerçekleştirdiler. Üstelik de cumhuriyet adı altında… o kadrolar güya halka iyilik yapıyoruz sanarak, halkı İslamiyet’ten kopardılar Türk kimliğini de içi boş kof bir kimlik haline getirdiler. Ünlü şovmen Mehmet Ali Erbil ile Tuğba Erbil Sarıyer Aile Mahkemesi’nde gizli görülen tek celsede boşandılar. Saat sıralarında adliyeye Tuğba Erbil avukatı Altın Mimir, Mehmet Ali Erbil ise avukatı Mehmet Asım İplikçioğlu ile geldi. Gizli celsede Erbil çifti, 15 dakika içinde anlaşmalı olarak bitiminde Tuğba Erbil'in avukatı Altın Mimir, “Şu ana kadar basında çıkan habeler doğru değil. Daha sonra gerekli açıklamayı yapacağız” çıkışında Mehmet Ali Erbil ile 5 yıl evli olduğu Tuğba Erbil birbiriyle konuşmadılar ve gazetecilerin sorularını da BOŞANMAYI KAZANÇ KAPISI GÖRMEDİBoşanmada Tuğba Erbil'in avukatlığını yapan Altın Mimir, yaptığı yazılı açıklamada, müvekkilinin boşanmayı kazanç kapısı görmediğini belirterek, boşanma protokolünü açıkladı. Mimir, şunları söyledi“Müvekkilim Tuğba Coşkun boşanma davası gündeme geldiği ilk andan itibaren basında yer alan gerçeğe aykırı haberlerle haksız yere itham edilmiş, kamuoyuna boşanma zengini bir kadın olarak lanse edilmek istenmiş ve yıpratılmıştır. Tuğba Coşkun gerek boşanma öncesinde gerekse boşanma davası esnasında ailesinin mahremiyetini korumak için azami özen ve gayreti sarf etmiştir. Müvekkilimiz boşanma kararı aldığı ilk günlerde boşanmanın anlaşmalı olması için görüşmeler yapılmış ne yazık ki olumlu bir cevap alınamamıştır. Müvekkilim haklı boşanma sebeplerine rağmen kendi namına herhangi bir tazminat ve nafaka talebinde bulunmamış yalnız tarafların müşterek çocukları Ali Sadi ile ikamet edecekleri bir ev ile çocuğunun geleceğini gözetebilmek adına kira gelirinden faydalanabilecekleri bir ev talep etmiştir. Her iki evin de mülkiyeti müvekkilim talebi ile Ali Sadi adına tescil Mehmet Ali Erbil ile akdedilen protokol gereği;1. Mehmet Ali Erbil kendi adına kayıtlı bir taşınmazı kira geliri kendi ihtiyaçlarını gidermek için kullanılmak üzere oğlu Ali Sadi Erbil’e devrine,2. Müvekkilim ile Ali Sadi’nin ikamet etmeleri için Mehmet Ali Erbil tarafından Ali Sadi Erbil’e hibe edilmek üzere bir taşınmaz iktisabına,3. Ali Sadi Erbil’in eğitim ve sağlık giderlerinin Mehmet Ali Erbil tarafından karşılanmasına, Karar talepleri ilk günden bu yana protokolde yer alan kalemlerle sınırlıdır. Tuğba Coşkun hakkında yazılı ve görsel basında yer alan, boşanmayı bir kazanç kapısı gibi değerlendirdiği ithamını içeren haberlerin tümü gerçeğe aykırı olup, müvekkilim yalnızca çocuğunun geleceğini düşünen bir nedenle kamuoyu nezdinde müvekkilimizi küçük düşürmeye yönelik, kişilik haklarına saldıran benzer haberler nedeniyle gerekli suç duyurularında bulunulmuş, ilgili hukuk davaları Coşkun ile Mehmet Ali Erbil boşanmış olsalar da müşterek çocukları Ali Sadi için örnek birer ebeveyn olarak kendi yaşamlarını devam ettireceklerdir”Taner YENER/İSTANBUL, DHA Aras Bulut İynemli ile Bige Önal ayrıldı mı? Genç çiftin ilişkileri neden bitti? Peki Bige Önal kimdir ve kaç yaşındadır? Aras Bulut İynemli hangi dizide oynuyor? sorularının yanıtını haberimizde... Aras Bulut İynemli, Bige Önal'dan ayrıldı. İlişkilerinin bitme sebebi için flaş bir iddia ortaya atıldı. Üç yıldır birlikte olan Aras Bulut İynemli-Bige Önal çiftinin ilişkisi neden sona erdi? Peki Bige Önal filmde kimle öpüştü? İşte tüm detaylarla sizlerleyiz... BİGE ÖNAL İLE ARAS BULUT İYNEMLİ NEDEN AYRILDI? Ekranların yakışıklı oyuncusu Aras Bulut İynemli, üç yıldır birlikte olduğu sevgilisi Bige Önal'dan ayrıldı. Bige Önal'ın rol arkadaşı Mehmet Günsür ile olan sıcak sahneleri Aras Bulut'u kızdırdı. Bilge Önal'ı kıskanan Aras Bulut İynemli ilişkiyi bitirdi. Bige Önal'ın başrolünü Mehmet Günsür ile paylaştığı sinema filmi 'Martıların Efendisi' 22 Aralık'ta vizyona girecek. BİGE ÖNAL KİMDİR? KAÇ YAŞINDA? Bige Önal, 1 Şubat 1990 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Galatasaraylı eski futbolcu Erhan Önal'ın kızıdır. Annesi de eski manken Mine Baysan'dır. 9 yaşında iken anne babası boşanmıştır. Özel St Benoit lisesini bitirdikten sonra İstanbul Bilgi Üniversitesinden mezun oldu. 28 Temmuz 2010 tarihindeTRT 1'de oynamaya başlayan "Elde Var Hayat" adlı dizide Bige Önal Yeliz karakterini canlandırırken dizinin başrollerinde Emre Altuğ ve Rojda Demireroynarken diğer rollerde iseAhmet Kural, Yeşim Ceren Bozoğlu, Kerem Kupacı, Hande Subaşıgibi oyuncular yılında başrolündeAyça Bingöl, Mete Horozoğlu, İlker Kızmaz ve Ekin Koç'un oynadığı "Benim Adım Gültepe" adlı dizide Nazlı karakterini canlandırdı. 2015 yılında Yapımcılığını Acun Medya'nın üstlendiği, senaristliğini de Pınar Bulut Deren'in üstlendiği "MaralEn Güzel Hikayem" adlı dizide Hazal KayaMaral, Aras Bulut İynemli Sarp, Ceyda Düvenci Deniz, Fırat AltunmeşeOytun rol alırken Bige Önal da Alara karakterini canlandırmıştır. Filmleri ve Dizileri Oyuncu 2015 - MaralEn Güzel Hikayem Alara TV Dizisi2014 - Benim Adım Gültepe Nazlı TV Dizisi2013 - Muhteşem Yüzyıl Rita TV Dizisi2011 - Elde Var Hayat Yeliz TV Dizisi2010 - Halil İbrahim Sofrası Didem TV Dizisi2007 - Kısmetim Otel Gizem TV Dizisi Yapım Ekibi2010 - Newyork'ta Beş Minare Yapım AsistanıSinema Filmi ARAS BULUT İYNEMLİ KİMDİR? KAÇ YAŞINDA? Aras Bulut İynemli, 25 Ağustos 1990 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Yeşim adında ablası ve Orcun adında abisi vardır. Abisi tiyatrocu, ablası da ses sanatçısıdır. Babasının adı Cengiz, annesinin adı Sevtap'dır. Beşiktaş Anadolu Lisesi'nden mezun olduktan sonra İstanbul Teknik Üniversitesi'nde uçak mühendisliği okumaktayken oyunculuk yapmaya başladığından okulunu dondurdu. Patos reklamında da oynayan İynemli, başka bir reklam filminde İtalyan futbolcuyu canlandırırken yönetmen Zeynep Günay'ın dikkatini çekmiş, Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisinin deneme çekimlerine çağrılmış ve deneme çekimlerinde başarılı olmuştur. Aras Bulut İynemli, Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisinde Mete Akarsu karakterini canlandırdı. Bu dizide senaryo gereği ilerleyen bölümlerde müzisyen olmuş ve İyi Düşün Taşın şarkısını coverlamış ve yeni şarkılar bestelemiştir. 2012 yılında çekimleri tamamlanan, 2013 Mart ayında Türkiye gösterime giren Mahmut ile Meryem filminin başrolüdür. Ancak filmde Aras Bulut İynemli'nin oyunculuğu birçok eleştirmen tarafından beğenilmemiştir. 2013 yılında Çağan Irmak tarafından keşfedilmiş ve Deniz Celiloğlu ile LGBT temalı "Tamam mıyız ?" adlı filmde başrol oynamıştır. Eleştirmenler tarafından canlandırdığı engelli İhsan karakteri ve oyunculuğu beğenilmiştir. 2013-2014 yılları arasında "Muhteşem Yüzyıl" dizisinde Şehzade Bayezid olarak rol almıştır. Günümüzde Maral En Güzel Hikayem adlı dizide Hazal Kaya ile birlikte başrolü paylaşmaktadır. Bu dizide Sarp karakterini canlandırmaktadır. Mehmet Ali Bulut ile gerçekleştirdiğimiz mülakatın üçüncü bölümünde üstadın nazari bir ilim’ şeklinde tavsif ettiği Elfabe ve rüyalar ile Doğu ve Batı medeniyetinin mevcut durumunu teşrih masasına yatırıyoruz. Mehmet Ali Bulut, Rahime Bulut Elfabe nedir? Elfabe ile elimizin yapısı ve çizgilerinin bizlere açtığı, çok derin anlamlara, bilgilere götüren bir kapıya işaret ediyorsunuz. Böylesi sırlı ilim kaynaklarına nasıl ulaştınız? Elfabe, el’ kitabında yazılı manaların dilini çözmeye çalışan, Âlem Kitabı’nın en girift ve en zor sayfası olan insan’ı, üzerindeki hatlar, nakışlar ve nişanlarla okuma çabasıdır. Bu kadim bir bilgidir. Eskiler hayli istifade etmişler. İnsanın zekâsının laboratuvar düzeyinde incelenemediği dönemlerde bu hizmeti yapmış bir nazari ilimdir. Matematik gibi, postulaları da var, kuralları da! Ama herkesin kendi okuma tarzı da var. Bu konuda medeniyetimizde hangi eserler üretilmiş? İslam dünyasında bu konuda ilk eser yazan İmam Şafiî hazretleridir. Sonra bu konuda en derin bilgiler ve hakikatler aktarmış olan Muhyiddin İbnü’l-Arabi’dir. Büyük kelamcı ve müfessir Fahreddin Razi de El-Kisa diye bir eser yazmıştır. Bediuzzaman, elin içindeki yazıları, “âlemde tesadüf olmadığının delili” olarak takdim ediyor Mesnevi-i Nuriye adlı eserinde. İsimlerini andığınız dahi şahsiyetler bu alana nasıl yönelmişler? İslam’ın bu parlak zekâlarının şu alana yönelmeleri garipsenmemeli. Çünkü Kuran’da “Kelîm” konuşan sıfatıyla anılan tek uzuv eldir. “El” kadim dillerin tümünde doğrudan Allah demektir. Parmakların yapısı ve dizilişi de ALLAH lafzı celalinin Arapçadaki yazılımını andırır. Nutuk sıfata bakar, kelim zata bakar… Kur’an, konuşturulmayı daha çok na-ta-ka’ ile aktarır. Allah cildimizi konuşturur, bedenimizi konuşturur. Ama kelam, tekellüm konuşmak anlamına gelen kelîm sıfatını bir tek el için kullanır. Çünkü onda yalan yoktur. Na-ta-ka’da yalan işin içine girebilir ama kelama girmez. Nutuk sıfata bakar, kelim zata bakar… Allah kıyamet günü “ağzı kapatacağını, eli konuşturacağını” beyan eder Yasin suresinde. Çünkü el asla yalan söyleyemez. Siz ondaki izleri, sırları silemezsiniz ve yalanlayamazsınız. O yüzden Bediuzzaman’ın şu paragrafını burada aktarmama müsaade edin “İ’lem eyyühe’l-aziz! Âlemde her şeyin yüzünde hikmet eserleri göründüğü gibi, en uzak, en geniş, en ince kesretin tabakaları üstünde de hikmet, ihtimam eserleri görülmektedir. Evet, kesret ve tekessürün müntehası ve neticesi olan insanın sahife-i veçhinde, cephesinde, cildinde, ellerinin içlerinde kalem-i kaderle pek çok çizgiler, hatlar, nakışlar, nişanlar yazılmıştır. Malûmdur ki, insanın şu sahifelerinde yazılan o kelimeler, harfler, noktalar, harekeler, ruh-u insanîde bulunan mânâlara, mâneviyatlara delâlet ettikleri gibi, fıtratında kader tarafından yazılan mektuplara da işaretleri vardır. Arkadaş, insanın geçen sahifelerine kaderin yazdığı haşiye, tesadüf ve ittifakın dühulüne bir menfez bırakmamıştır.” İşte o kitabı, çocukların yetiştirilmesinde eğitimde, insanlarla ilişkide adab u muaşerette, insan kaynaklarında bir el kitabı olarak kullanılabilsin diye yazdım. Ama yazık ki, birilerinin onu el falı kitabı sanmalarını önleyemedim. Neredeyse yazdığıma pişman oldum der gibisiniz! O yüzden yazdığıma pişman olduğum yegâne kitap odur. Fakat bu ilmi insanlara aktarmaktan da kendimi alamadım. İnşallah bir gün onu maksadına uygun kullanacak olanlar çıkar! Ben de o manevi sıkıntılardan kurtulurum… İnşallah. Rüya nedir? Nasıl tabir edilir? Kitaplarınızda sıkça rüyalardan bahsediyorsunuz. Okuyucunuz sizden rüya tabiri ile ilgili kitaplar bekliyor. Rüya için “insanın, kendi iç kainatını müşahede etmesidir.” diyebilirim. Üç türe ayrılır genel anlamda. Sadık, edgas ve ahlam. Lütfen sadık, edgas ve ahlam üzerine konuşalım… Ahlam ile başlayalım. Ahlam, Müslüman tabircilerin “şeytani rüya” deyip geçtikleri ve böylece psikolojik alanda kişinin sıkıntılarının ve takıntılarının kaynaklarının keşfedilmesine hizmet edecek bir bilgi çeşidini ıskaladıkları rüya çeşididir. Rüyayı böyle değerlendirmek doğru değildir. Evet, sadık rüya karşısında, delil olmaları açısından zayıf belgelerdir ama onların verdikleri işaretlerden anlayan psikologlar için mühim birer haber kaynağıdır. İnsanın psikolojik sıkıntılarını yansıtırlar. Korkularını, gidişatını ve zaaflarını ele verirler. Hiçbir rüya anlamsız değildir Hiçbir rüya ama hiçbir rüya anlamsız ve gereksiz değildir. Hepsi insana dair bir haber verir. Rüya ne kadar kötü, korkutucu ve sevindirici olursa olsun, daima sahibine bir haber verir, bir ikazda bulunur veya teşvik eder. Ahlam psikolojinin alanına gider Ahlam rüyalar, kişinin uğraşlarından, hayata dair beklentilerinden, içinde yaşadığı çevre ile ilişkilerinin kametinden haber verirler. Ve kişinin bu alandaki beklenti ve korkularından kaynaklanırlar. Psikolojinin alanına girer. Ve psikolojide kullanılan rüyalar bunlardır. Edgas psikiyatrinin alanına girer Edgas yapısal özelliklerden –araz, eksiklik, fazlalık- kaynaklanan nörolojik rüyalardır. Psikiyatrinin alanına girer ve ona hizmet eder. Bu tür rüyaları iyi tabir eden biri, kişinin şu rüyalarını dinleyerek onun arazısının, takıntısının, probleminin, hastalığının ne olduğunu söyleyebilir ve tedavi edebilir. Örneklendirir misiniz? Tabii ki. Bu konuda, müritlerini rüyalarıyla sevk ve idare eden, irşad eden Kütahyalı Sun’ullah Gaybi hazretlerini anmazsak haksızlık olur. Ona Anadolu’nun Muhyiddin İbnü’l-Arabisi denmiş. Gerçekten de dönemini aşan bir bilgelik ve ustalıkla rüyalardan hareketle müritleri irşad etmiş, çareler önermiş ve sağaltmıştır. Sadık rüyalar haber verir Sadık rüyaya gelince bu gerçekten haber veren bilindik rüyalardır. Bunlar da ya tabir veya tevil edilirler. Tabir, sosyolojik kavramlar veya dilin kelimelere yüklediği manalar üzerinden rüyadan bir mana çıkarmak işidir. Tevil hikmet ehlinin tabiridir. Tevil ise hikmet ehlinin tabiridir. Spontandır ve rüya aktarılırken karşılığı oluşur. Ve neticeleri itibarıyla kesindir. Tabii yine de tabircinin tabiatı ve o anki halet-i ruhiyesi de işin içine girer. O yüzden demişlerdir ki rüyanızı iyi tabir edecek insanlara yaptırın. Ve uygun vakitte… Uygun vakitten murat, tabiri yapacak kimsenin psikolojik durumunun rahat olmasıdır. Rüya tabir ve tevili özel bir yetenek midir? Rüyayı tabir edebilme yetisi, birkaç şekilde insanda karar kılar. Biri, dili ve hikmeti iyi bilmekle… Diğeri toplumu ve toplumun kavramlara yüklediği manaları bilmekle, diğeri ise ki esas olan odur, Hz. Yusuf’un as durumuna düşüp o fiili işlememek neticesinde Rabbin bir lütfu olarak insanda karar kılar. “Rüya nübüvvetin 46. cüzüdür” Rüya esasında Allah ile kul arasındaki iletişim vahiy yollarından biridir. “Rüya nübüvvetin 46. cüzüdür” denmiş. Ve bir rivayette, günlerin sonuna yaklaştıkça, insanların elinde Rabblerinden gelen işaretleri almak için rüyadan başka vasıta kalmayacak. Yani Rabbi ile kulu arasında en son kapanacak kapı rüyadır. O hep insanlığın hizmetinde olmaya devam edecek. Tabii ki insanın içi kirlendikçe, insanların birbirleri hakkındaki zanları kötüleştikçe, rüyadaki isabetlilik ve berraklık da kaybolacaktır. Günümüz insanları en çok hangi rüyaları görüyor? Bugün görülen rüyaların büyük bir kısmı edgas ve ahlam dediğimiz korku ve tenzir rüyaları cinsindendir. Beşaret rüyaları da yok değil. Ama insanlarımız dilin kazandığı yeni hassasiyetleri bilemedikleri için tam tabir yapamıyorlar. Dil değişti, vasıtalar çoğaldı, hayatımızın içinde bundan 50-100 yıl önce hiç olmayan bir yığın vasıta, alet, teknolojik malzeme girdi. Mesela bundan 120-150 yıl önce dünyanın en hızlı vasıtası at arabalarıydı. Ama şimdi at arabalarının otobanlara girmesi bile yasak. Hayat bu kadar değişmişken, dile bu kadar farklı kavram girmişken hâlâ eski tabirlerle kalmak, en azından eksikliktir. Evet, yeni rüya tabirlerine ihtiyaç duyanlar çoktur ve hem de ihtiyaç vardır. Ben fakir de bu ihtiyaca binaen karınca kararınca rüya tabirlerinin tüm maddelerini ve yenilerini de ekleyerek revize etmeye çalışıyorum. Tamamlayabilir miyim bilmiyorum. Eğer tamamlayabilirsem ve Rabbim de lütfederse yeni bir anlayış ile yeni bir Rüya Tabirleri eseri hazırlayacağım. Tabii ki bu geçmişin tabirlerini yok sayan değil, yer yer tadil ve ekleme ile yapılacak bir hizmet olacaktır inşallah. Şimdilik K maddesinin sonlarındayım. Ama elimde, araya girmiş başka kitaplar da var. İnşallah, hareketle bekliyoruz yeni eserlerinizi. Buradan Esma-i Hüsna çalışmalarınıza geçelim dilerseniz. Esma-i Hüsna ile nasıl ünsiyet kesbettiniz? Okuyucularınız kendi ruh ve hayatlarına tesir eden Esma Hüsnâ’yı nasıl tesbit edebilir? Esma-i Hüsna ile ünsiyetim rüya ile başladı. Mamafih Esma’nın ilahi isimlerin kâinat içindeki dağılımı ve bir varlıkta tezahür etmelerinin gerekçesi üzerinde çok düşünüyordum. Neleri fehmediyordunuz? Kendimce insanın varlık sahasına çıkışını iki esas üzerine bina ediyordu zihnim. Terkib ve İnşa. İnsan terkib ve inşadır Evet, insan terkib ve inşadır. Terkibden murad nedir? Terkib’den murad, insanda tezahür eden ilahi isimler. Çünkü insan da herhangi bir eşya gibi ilahi isimlerin tezahüründen ibarettir. Bu konuda temel iki soruya zihnim cevap arıyordu. Hangi sorulardan bahsediyorsunuz? 1- 99. ismin hepsi insanın terkibinde yer alıyor muydu? 2- Hangi sebeplerle insanlardaki azam isim değişik gösteriyordu? Ve miktarlar nasıl tayin ediliyordu? Tefekkür ve araştırmalarınız sizi nerelere götürdü? Araştırmalarım sonucunda insanda -yapısal anlamda- bütün ilahi isimlerin yer almadığı, 64-70 civarında esmanın bilfiil insanda var olduğu, diğerlerinin de tecelli halinde insanla alakalı olduğunu derk ettim. Mesela… Mesela Allah’ın bir ismi Samed’dir. Kimseye muhtaç olmama hali. Hâlbuki insan serapa muhtaçtır. Keza ibda’ anlamındaki halk etme ismi de insanda mevcud değildi. Ama tezahürleri ve tecellileri var. Mesela insanda vücudun hayvaniyetten ruh mertebesine çıkararak nesnele olan bağımlılığını yok edebilir veya yok denecek kadar azaltabilir. Onun en alt mertebesi kanaat ehli olmaktır. Ve keza her insanda bir parça kreatiflik vardır. Bu da Hallakiyetin insandaki tecellisidir vs. Fakat benim en ciddi merakım, ilahi isimlerin neden her bir insanda farklı miktar ve biçimde yer aldığı ve her işini hikmetle yapan Allah’ın cc bu isimleri neye göre dağıttığı esrarına varmaktı. Bir kısım insanın ismi azamı Hayy, bir kısmının Kayyum, bir kısmının Kahhar, bir kısmının Kadir… Elbette Allah cc dilediğini yapandır. Dilediğini takdir edendir. Ama daima da işleri bir hikmete binaendir. Ve sonra anladım ve gördüm ki insanın mahiyetinin teşekkülü, o mahiyet için oluşturulan kanunlar ve o kanunlar neticesinde ortaya çıkan biçim, evet Allah’ın takdiri iledir ama O, takdirini, o insanın anne babalarının hak edişleri, kabiliyetleri, hayırları-şerleri, duaları-bedduaları üzerinden kulunun mahiyetini daraltıyor veya genişletiyor… Yani insanın neden iman edip edemeyeceği meselesine dahi o çerçeveden bakılmalı. Hazırladığınız malzeme yetersiz veya kirli ise ondan çıkacak varlık da öyledir. Önce kök bozulur sonra bu araz meyveye intikal eder. Tabii ki Cenab-ı Hak, Biz ettik, biz yaptık demiştir, diyecektir ve bu Rabbimizin hakkıdır. Fakat o âlemin evvelinde zulmü murad etmedi. Zulüm ve şer bizim hayrı kabuldeki kabiliyetsizliğimizden doğdu. Önce kök bozulur sonra bu araz meyveye intikal eder. Bu bahis, çok ince bir bahis. Onu burada kesmeliyim. Rüyanızdan bahsetmediniz… Gördüğüm rüya, esmaların bir insanda nasıl birleştiği ve sonra şekil kemale erdikten sonra, kişinin isminin nasıl gelip yapıştığı ile alakalı idi… kimyadaki bileşenlerin isimlerini düşünün. İçerik değiştikçe nasıl otomatik olarak isim de değişiyor. Aynı şekilde isim değiştikçe içerik de değişiyordu… Bu önemli bir esrar. İnsanlar bunu anladıklarında birçok meseleyi ismi değiştirerek bile çözebilirler. Çünkü her bir isim kendi esmasını ve o esmalar da kendi hayat tarzlarını beraberlerinde getirirler. Ve tabi arazlarını ve hastalıklarını ve üstünlüklerini de… Doğu medeniyetinin yükselişini ve 2023 Türkiye’sini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ben Türk milletinin; Müslüman Türk halkının geleceği hakkında hep ümitvârdım ve şimdi o ümidim gözle görülebilirlik kazanmak üzere… Batı medeniyeti tüm vasıtalarıyla çöküşte… Çok fazla zaman kalmadı. Batı medeniyeti bütün vasıtaları ile çöküşe geçti. Asya ise uyanıyor. Şimdilik iki açmazımız var. Nedir bunlar? Biz, bizdeki medeniyet yükselişinin Batı’daki gibi tamamen aklın ve fennin imkânlarıyla olacağını sanıyoruz. Doğu’nun hikmeti vahyin ve kalbin eseridir. Tabii ki bu düşünce yabana atılamaz. Ama Asya, Avrupa değildi. Batı’nın hikmeti aklın ve felsefenin eseridir, Doğu’nun hikmeti vahyin ve kalbin eseridir. İkisine aynı prensiplerle yaklaşamazsınız. Yani birileri çıkıp diyebilir ki Batı’daki ilim bizde yok, öyleyse biz bir medeniyet inşa edemeyiz. Bu doru değildir. Batı’nın temeddün etme vasıtaları ve gerekçeleriyle Doğu’nun yükselmesinin, istiklaliyetini kazanmasının vasıtaları ve yöntemleri bir değildir. Asya’nın bahtının anahtarı meşveret ve şuradır. Asya’nın bahtının anahtarı meşveret ve şuradır. Asyalı yöneticilerin yönetimde meşveret ve şurayı esas alsalar ve hayatın dinamiklerini dinden alsalar kısa zamanda yükselirler. Özellikle Müslümanlar. Din bizde hayatiyetini kaybedip bir nevi ölünce ye’s ile zillete düştük. Yeniden İslam’ın izzetine sarılsak, yükselme de gelecektir. Mamafih bizim idarecilerimiz de bunun farkına vardılar. Osmanlının yıkılması tüm Müslümanlar için bir felaketti. Felaketler, toplum ekseriyetinin kabahatine gelir. Toplumlar istikametlerini bozduklarında felaket gelip onları bulur. Siz zalim olmadıkça bela ve musibet gelmez. Ancak bela ve musibet, bir kabahatin cezası ama bir mükâfatın da mukaddimesidir. Biz Osmanlının sahip olduğu yöntemlerle bir devleti ayakta tutamayacağımızı öğrendik. Ayrıca bu milletin 4 milyon evladı şehit ve gazi olarak velayet mertebesine ulaştılar. Muvakkat ve zaten yıkılmaya yüz tutmuş bir devleti kaybettik. Bize parlak bir gelecek, hasımlarımıza müşevveş karanlık bir mazi düştü. Türkiye’nin artık, kederden kendi payına düşeni alabilmesi için mutlak bir adalet anlayışıyla tarafsız kalması gerekir. Batının kapısında duruşumuz bize uşaklıktan başka bir şey getirmedi. Şu anda yükselmekte olan Doğu da Batı’ya bir reaksiyon olarak geliyor. Biz ise İslam’ın ve dinin aksiyonuyla hareket etmeliyiz. O zaman istikbal inkılabâtı içinde en yüksek gür seda İslam’ın sedası olur. O sedayı tarihe taşıyacak olanlar da bu milletin çocuklarıdır. Fazla bir zaman kalmadı. İnşallah siz ve nesliniz, onun hem inşasında hem keyfini sürmesinde istihdam olunursunuz… İnşallah. Yarın Tıbbın alternatifi olmaz Yazar İbrahim Ethem GÖREN Kaynak Mehmet Ali Bulut Haberleri - Mehmet Ali Bulut Kimdir - Türkiye'nin en kapsamlı haber sitesi. Son dakika haberleri ve en güncel haberler Son Dakika Haberler© 2022

mehmet ali bulut boşandı mı