20212022 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI İLKKURŞUN MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSES Filozofların görüşleri ile ilgili sorgulama ve anlatma. Filozofların Salgınlar Hakkındaki Düşünceleri. Edgar Morin Geleneksel dayanışma yapılarının yozlaştığı bir toplumda yaşıyoruz. En büyük sorunlardan biri, komşular arası, çalışanlar arası, vatandaşlar arası dayanışmanın yeniden inşa edilmesi. Uygulanan kısıtlamalarla, dayanışma da güçlenecek, okula FelsefeyeGöre Akılcılık ( Rasyonalizm ) Nedir? Filozofların Akılcılık Hakkında Görüşleri Nelerdir? Akılcılara ( rasyonalist ) göre bizim duyuma indirgenemeyecek birçok bilgimiz vardır. Klasik Bir Eğitim Felsefesi Olarak Spiritüalist Eğitim Felsefesi Modern döneme gelinceye kadar, dünyada gerek Hristiyan, gerek Musevi, gerekse de İslam toplumlarına klasik eğitim Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölümü Başkanı olarak görev yapıyor. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi'nde, yüksek lisans ve doktorasını da Orta Doğu Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümünde tamamladı. Prof. 1HBQwv. Felsefeye Göre Akılcılık Rasyonalizm Nedir? Filozofların Akılcılık Hakkında Görüşleri Nelerdir? Akılcılara rasyonalist göre bizim duyuma indirgenemeyecek birçok bilgimiz vardır. Kant, insan bilgisinin deneyimle başladığını, ama tüm bilgilerimizin deneyimle ilerlemediğini, insan zihninde deneyime indirgenemeyecek, sadece akıldan gelen bilginin olduğunun savunur. Örneğin, ’ 25’in karekökü nedir?’’ sorusunu duyuma değil, akla dayanarak buluruz. Şunu belirtmek gerekir ki, bilginin kaynağı konusunda tüm akılcı filozoflar aynı görüşü savunmaz. Örneğin, Sokrates ve Platon gibi akılcılar tüm bilginin doğuştan insan aklında var olduğunu savunurken, Kant gibi akılcılar tüm bilginin deneyimle başladığını ama bazılarının akılla türetildiğini ileri sürer. Akılcılık aşağıdaki üç görüşten en az birini, her ikisini veya üçünü kabul eder Sezgi/tümdengelim tezi Akılcı düşünürler, bazı bilgilerimizi herhangi bir deneyim olmaksızın bir tür iç-görü olan akılsal sezgi yardımıyla elde ettiğimizi, bu bilgiye dayanarak tümdengelim yoluyla yeni bilgiler türettiğimizi savunur. Doğuştan bilgi tezi Bazı bilgilerimiz, örneğin, mantık ve matematik bilgisi, insan zihninde doğuştan vardır. Doğuştan kavram tezi Bazı kavramlar, örneğin Tanrı, sonsuzluk, mükemmellik, adalet gibi insan zihninde doğuştan bulunurlar. Akılcı düşünürlerin çoğu tümdengelimi akıl yürütmenin, düşünmenin ve bilgi üretiminin bir kaynağı olarak görür. Bilindiği gibi tümdengelim ve tümevarım bilimsel bilgi üretiminde iki genel akıl yürütme yöntemidir. Ne var ki, her iki akıl yürütme konusunda ciddi felsefi tartışma ve itirazlar vardır. Tümdengelim akılcı felsefenin temel bilgi yöntemi olduğu için ona ilişkin açıklamaları sırası gelmişken burada vermek gerekir. Tümdengelim bir akıl yürütme yolu olarak tümdengelim, genel ifadelerden özel durumlara ilişkin çıkarım yapmaktır. Öncül adı verilen önermelere dayanarak sonuç adı verilen bir önermenin bilgisine ulaşılır. Tümdengelimsel bir akıl yürütmenin geçerli olabilmesi için belli kuralların sağlanmış olması gerekir. Bu kuralların neler olduğunu mantık bilimi araştırır. Burada biz bu konuya girmeyeceğiz. Sadece, tümdengelimsel akıl yürütme ile ilgili yaygın bir eleştiriyi dile getirmekle yetineceğiz. Bu eleştiri de, tümdengelimin aslında yeni bir bilgi vermediği, sadece bilinen bir bilgiyi tekrar ettiği iddiasıdır. Felsefe tarihinde bu görüşü ilk kez açıkça dile getiren, aslında kendisi de bir akılcı olan Descartes olmuştur. Descartes, Metot Üzerine Konuşma adlı eserinde bu konuda şöyle diyor ’Gençliğimde felsefe disiplinleri arasında mantığı, matematik bilimler arasında da geometricilerin analizi ile cebiri biraz incelemiştim. Bunlar, tasarımın gerçekleşmesinde işime yarayabilecek üç sanat ya da bilimdi. Ama, yakından inceleyince gördüm ki, kıyasları syllogismes ve daha bir sürü kurallarıyla mantık, yeni bir şey öğrenmekten çok, bilinen şeyleri başkalarına açıklamak ya da Lullus’un sanatı gibi, bilinmeyen şeyler hakkında bilgi verecek yerde, muhakeme yürütmeksizin söz söylemekten başka bir işe yaramıyor.’’ Gerçekten de tümdengelim yeni bir bilgi vermez mi? Yukarıda Sokrates örneğini yeniden ele alalım. Biz Sokrates’in ölümlü olmasını ’ Bütün insanlar ölümlüdür’’ genel önermesine dayanarak çıkardık. Şimdi şöyle düşünülebilir Aslında ’ Sokrates ölümlüdür’’ önermesi zaten ’ Bütün insanlar ölümlüdür ’ önermesinin içinde vardır. Bir başka deyişle, bütün insanların ölümlü olması, aslında Sokrates2in de ölümlü olmasına bağlıdır. Biz Sokrates’in ölümlü olmasından kuşkulanıyorsak, bütün insanların ölümlü olmasında da kuşkulanırız. Tümdengelimin yeni bir bilgi vermediği iddiası basit tümdengelimler için söz konusu olabilir. Ancak, öncülleri ikiden fazla olan oldukça karmaşık tümdengelimsel çıkarımlarda, sonucu öncüllerde görmek oldukça imkansızdır. Tümdengelime ilişkin bazı felsefi itirazlar olsa da, tümdengelimsel akıl yürütme günlük hayatta, matematikte ve kuramsal fizikte en önemli bilgi elde etme yollarından biridir. Akılcılık açısından asıl tartışma tümdengelimde kullandığımız doğruluğu akıl yoluyla kanıtlandığı kabul edilen temel önermelerin varlığıdır. Örneğin Platon, iyi ideasının doğuştan geldiğini ve herkeste aynı olduğunu kabul ederek devletin de bu ideaya göre yönetilmesi gerektiğini savunur. Demek ki Platon, bir yandan doğuştan bilgilerin varlığını kabul ederek tümdengelimsel yolla devlete ilişkin diğer bilgileri bu ideadan çıkarmaktadır. Bir başka akılcı düşünür Descartes ise yönetimsel kuşkuculuk yoluyla önce kendi varlığını kanıtlıyor, sonra da ona dayanarak çevresindeki varlıkları, Tanrı’nın varlığını ve bilimsel bilgilerin doğruluğunu ispat ediyor. → İDEALİZM İdealist Görüş Þ İdealist görüş, gerçekliği ruhsal sayan bir felsefe öğretisidir. Sezgisel düşüncenin de bilimsel tutum kadar önemli olduğunu savunur. Bu görüşe göre değerler mutlaktır ve değişmezler. Gerçek bilgi aklın ürünü olan bilgidir. İyi, doğru ve güzelin evrensel olduğunu savunan bu görüşe göre, öğrencilere; yaşayan değerler ve bu değerlerle nasıl yaşayacağı öğretilmelidir. İdealizme göre OKUL; KÜLTÜREL MİRASI OLUŞTURAN DEĞERLERİ ÖĞRETMELİDİR. → REALİZM Gerçeklilik Þ Bu görüşe göre var olan her şey gerçektir. Dış dünyanın insan algılarından bağımsız olduğu görüşünden hareket eden gerçeklikte maddenin varlığına olan inanç temeldir. Bilginin, duygu ve arzulardan öte akla bağımlı olması düşüncesi, çağdaş bilimin temeli olan nesnellik düşüncesini doğurmuştur. → PRAGMATİZM Yararcılık Þ Faydacılık 19. yüzyılda Amerika’da ortaya çıkmıştır. Bu görüşte önyargıların yeri yoktur ve bir düşüncenin, bir inancın ve bir davranışın sonuçlarını değerlendirerek gerçeğe varılır. Sonuçlara bakılır, bir şeyin yararı zararından daha çok ise o şey iyidir, doğrudur. Faydacılığa göre eğitimde çıkış noktası konu değil çocuktur. Çocuğun tüm yaşamı bir bütün olduğundan eğitim; YAŞAMA HAZIRLIKTAN ÖTE YAŞAMIN KENDİSİDİR… Bu görüşü benimseyen eğitim anlayışında bireysel özellikler ve çocuğun etkin katılımı önemlidir. → EXİSTANSİYALİZM Varoluşçuluk Þ Varoluşçu görüşe göre eğitimin amacı özgürlüklerin artmasıdır. Her bir öğrencinin, kendi değerler sisteminin özgürce ve yetişkinlerin zorlaması olmaksızın geliştirilmesine izin verilmeli ve yardımcı olunmalıdır. Post Views Sokrates öncesinde filozofların temel problemi arkhebaşlangıç, yani evrenin ana maddesidir. İlk filozoflar Aristoteles’in “mit yapıcılar” dediği anlatıcılara karşı teorik spekülasyon ile ucu açık görüşler belirttiği bir geleneği başlatanlardır. Bu gelenek mitlerin nihai açıklamalar olarak kullanılmasıyla yetinmemiş, kaynaklara da güvenmemiş ve tartışma, diyalog yoluyla evreni açıklamaya girişmişlerdir. Bu sayede doğuda olmayan bir şekilde öğrenci hocasını eleştirir ve hatta yanlışlayabilir bir özne haline gelmiştir. İnsanı bir ürün değil bir amaç olarak görmenin, tanrıların oyuncağı ve nesnesi değil kendi aklını kullanan bilen özneler olmasının temelleri bu dönemde filozoflar mitleri kullanmaya karşı alternatif bir açıklama çabasına girerken doğaya başvurmuş ve mitleri pozitif maddeler veya kavramlar ile karşılamışlardır. İlk filozoflarda mitoloji-felsefe birlikteliği olması felsefeye bir geçiş süreci olarak da değerlendirilegelmiştir. Mit yapıcılar da filozoflar gibi bir açıklama çabasındadır, bu yüzden ortaklık vardır, lakin mitler şüpheye ve spekülasyona açık değillerdir. Yanlış ve saçma olsalar bile böyle anlatılmaları dikte edilmiştir. Çoğu filozof birbirinin kuyusunu kazan, eşlerini aldatan, hırsızlık yapan tanrı anlayışını reddetmiş ve mitlerdense doğaya ve kavramlara başvurarak hayatı açıklamaya YazarlarıMÖ. 800-700? HOMEROS, Truva Savaşı’nı anlatan ilyada’ ve Odysseia’ yazarı, Yunan halk şairi, ozan. arkhe görüşü yoktur, ancak arkhe görüşü olan filozofların çok öncesinde bir başlangıç mitini kayda geçirdiği için önemlidir. Homeros’un İlyada ve Odessa’da anlattığı kadarıyla Okeanus ve Tethissuyla alakalı tanrılar’in birleşmesiyle evren ortaya çıkmıştır. Yunan mitolojisinde suyun ve ırmakların kaynağı da Okeanus’tur. Aynı zamanda dünyayı çevreleyen büyük nehrin adı da Okeanus’tur. Tethys de nehirlerin ve suların kaynağı ama daha arka planda. Homeros’taki bu inanış ilk filozof Thales’in nereden her şeyin başlangıcınıarkhe’sini su olarak öne sürdüğünü 700-600? HESİODOS, Yunan halk şairi. Theogoni’si Yunan tanrılarının kökenini vermede çok önemlidir. İşler ve Günler eseri de ünlüdür. Hesiodos evrenin başlangıcında “kaos” olduğunu söylemiştir. Kaos günümüzdeki anlamında değil de “esneyen boşluk, uçurum” gibi farklı bir anlama OkuluMÖ. 624-548? THALES, ana maddenin arkhe su’ olduğu görüşündeki ilk Yunan filozof. Mitlerden etkilendiği aşikar. Homeros ve Hesiodos’u bu yüzden andık. Hakkında bilgimiz çok az, Aristoteles felsefeyi onunla başlattığı için kendi döneminde filozof olarak anılmayan ve art zamanlı olarak filozof sayılan Thales’i ilk temsilci 610-540? ANAKSİMANDROS, ana maddenin apeiron olduğu görüşündeki Yunan filozof. İkincil kaynaklara göre su gibi sınırlı ve bozulabilir bir madde yerine başlangıcın sınırsız, bozulmayan, yaşlanmayan bir şey olması gerektiğini düşünmüş. Bu yüzden “sınırsız, engin” anlamındaki apeiron’u seçmiştir. Büyük olasılıkla Hesiodos’un kaos görüşünden 580-500? ANAKSİMENES, ana maddenin hava olduğu görüşündeki Yunan filozof. Büyük olasılıkla havanın yoğunlaşma ve buharlaşmadaki dinamikliğini görerek her şeyin kendisinden kaynaklandığı öz olarak bu tercihi İyonyalılarMÖ. 580-500? PİSAGOR, her şeyin ahenk harmonia ile sayı olduğu görüşündeki Yunan filozof. Ruhun ölümsüzlüğüne, reenkarnasyona, bengidönüş’e inanıyordu, bir tarikat gibi takipçileri oluştu. İlk defa formal bir arkhe dile getirmiş 540-480? HERAKLEİTOS, ana maddenin ateş ve onun düzenin de logos’ olduğu görüşündeki filozof. Logos ile iletişilebilir ama nadiren anlaşılır. Her şey bu logosa göre olur. Ateş ana maddedir ama hükmeden prensip logostur. Logos bize her şeyin, özellikle de zıtlıkların bir olduğunu 580-480? KSENOFANES, arkhe olarak tümtanrı görüşünü dile getiren Yunan filozof. Tanrıların çeşitli rezaletler işlemesini kabul edilmez buldu. Onun tanrısı tektir ve her şeyi düşüncesinde kurar. İzmir’in kuzeyindeki KolofonDeğirmendere’de doğmuş, sonra Elea şehrine 540-480? PARMENİDES , Zeno ve Melissus ile birlikte isimlerini İtalya’nın güneyindeki Elea kolonisinden alırlar.. Varlığın bir ve sınırsız olduğu görüşündedir. “Bir” adını verdiği sadece tek bir şeyin olduğunu ve bunun değişmediğini savunmuştur. Farklı nesneler ve olaylar illüzyondur. Sadece “bir” 490-430? ZENON, paradokslarla hocası Parmenides’in”tek varlık” görüşünü destekleyen Yunan tek değil de daha çok olduğunu savunan, pluralistler olarak da bilinen 500-428? ANAKSAGORAS, ana maddenin tohumlar ile onları düzenleyen nous’ olduğunu savundu. Akıl ilahi bir güçtür ama Zeus gibi antropomorfik değildir. Güneşin tanrı değil de yanan bir kütle olduğunu savunduğu için sürgün 490-430? EMPEDOKLES, Parmenides ve Pisagor’dan etkilendi. Ana maddenin dört element’ olduğunu ve bunun sevgi’ ve nefret’ adlı iki etki tarafından yönetildiğini savundu. Elementlerin yok edilemediğini, ama yoktan da var olmadığını söyleyerek maddenin korunumu ilkesini ilk tarif eden kişi 460-370 ATOMCULAR DEMOKRİTOS Hocası LEUKİPPUS ile birlikte var olan şeylerin boşlukta gezen atomlar olduğunu ve gerçekliğin bundan ibaret olduğunu savundular. Gerçekliğin ötedeki bir öz veya tanrıya dayandırılmasındansa görülen fiziksel alemden olduştuğunu savunmaları materyalizmin ve fizikalizmin kurucuları olarak anılmalarına sebep bilgili, tartışmada mahir olan ve belli bir alanda öğretmenlik yapan “uzman” kişilerdir. Sofist kelime anlamıyla bilge kişi, bilgin demektir. Öğrettikleri şeylerin mahkemelerde ve sosyal hayatta işe yaraması ve felsefe de dahil bilgiyi araçsallaştırmalarıbilmek ya da felsefe yapmış olmak için öğretmemeleri yüzünden filozoflar tarafından eleştirilmişlerdir. Sokrates ve Platon derslerini bedava vermiş ve felsefenin bir ürün olarak satılmasına karşı 480-420 PROTAGORAS, insanın her şeyin ölçüsü olduğunu 480-375 GORGİAS, nihilizmin öncüsü, varlığı inkâr 480-420 HERODOTOS, Pers Savaşlarını anlattığı eseriyle tarih biliminin babası sayılan Yunan tarihçi. Soruşturmaları ile felsefenin değilse de merakın ve araştırmanın öncülerinden olduğu için anılmaya About The philosophy essays since 2013. Editor Doğuhan M. YucelDMY in philosophy&linguistics in philosophy&linguistics. Phd candidate. Anasayfa/Felsefe/Filozoflar ve EserleriFilozoflar ve Eserleri indir download hayatı yaşamı görüşleri din doğa matematik astronomi fizik metafizik Aristippos Kimdir,Aristippos Hakkında Kısa BilgiAristippos Kimdir Aristippos doğumu İsa’dan önce 435 Kyrene/ Libya, ölümü 366 Atina . Sokrates’in izleyicilerinden ve haz ettiğinin inceleyen Kyrene… Devamını Oku »Filozofların Hayatı , Görüşleri ve EserleriFilozofların Hayatı , Görüşleri ve Eserleri THALES 624 ve Sokrates öncesi dönemde yaşamış olan Anadolulu bir filozoftur. İlk… Devamını Oku » Antik Çağdan modern zamanlara kadar birçok öncü bilim insanı ve düşünür, sıra dışı fikirleri yüzünden içinde büyüdükleri toplum tarafından dışlandılar, sorgulandılar, yargılandılar hatta bir kısmı feci şekilde olmak üzere öldürüldüler. Aşağıda, kendilerini aydınlatan büyük beyinlere zarar veren talihsiz toplumların hikayelerini okuyacaksınız. 1 Sokrates Sokrates MÖ 469 – MÖ 399 yıllarında Atina’da yaşamış olan bir Yunan filozofudur. “Kimseye hiçbir şey öğretemem, sadece onların düşünmelerini sağlayabilirim” onun insanlara nasıl faydalı olabileceğini gösteren sözlerinden sadece birisidir. Sokrates, Atina’nın toplanma mekânlarında gezinerek her meslekten insana, işlerine ve fikirlerine dair sorular sormuş, kendi yaşamlarını sorgulamaları, kendilerini tanımaları için onlara bir vesile olmak istemiştir. Üstelik sık sık “Kendini tanı” söylemi ile insanlardaki öz benlik duygusunu açığa çıkarmak istemiştir. Bunun yanında kendini tanımaktan maksat insanın içe bakışta kaybolması değildir, bu, insanın yeteneklerinin ve sınırlarının bilincine varmasıdır. “Ne kadar az bildiğinin bilincine var!” Fazilet ruhun güzelliğidir. Ne yazık ki, Platon’un “Sokrates’in Savunması” adlı eserinde anlattığı kadarıyla, Sokrates, şehrin tanrılarına inanmamak, onların yerine başka tanrılar koymak ve böylece gençliği zehirlemekle suçlanmıştır. Böylece bu suçlamalar sonucunda ölüme mahkûm edilmiştir. Rivayete göre, ölmeden birkaç saat önce vedalaşmak için eşi yanına gelir. Eşi bu sırada ağlar ve “Ah, bu kötü adamlar seni haksız yere öldürecekler” der. Sokrates ise karısına şöyle cevap verir “Evet, haksız yere öldürecekler, haklı yere öldürseler daha mı iyiydi?” Sokrates, ardında yazılı bir kaynak bırakmamıştır. Yaşamı ve düşünceleri ile ilgili bilgiler Platon ve Ksenophon gibi ardıllarının yazdıkları ve Sokrates’in ölümünden on beş yıl sonra dünyaya gelen Aristoteles’in dolaylı anlatımlarıyla günümüze ulaşmıştır. Sokrates ile ilgili diyaloglarda Sokrates’in içindeki tanrısal sesten vicdanın sesi/daimon bahsedilir. Bu güç ona ne gibi davranışlardan kaçınması gerektiği konusunda ilham vermektedir. Sokrates’e ilişkin bilgilerin büyük çoğunluğu Platon’un yazılarından elde edilmektedir. Sokrates kendini bilmenin güçlülüğünü bilen ama bunun önemli ve mümkün olduğunu da hatırlatan önemli bir düşünce insanıdır. O, erdemi söylemlerine uygun yaşayarak göstermiş bir filozoftur, bir aydındır. Ancak Sokrates hayatı boyunca inandığı ve taviz vermeden savunduğu düşünceleri uğruna ölüme gitmiştir. 2 Hypatia Hypatia 370-415 yıllarında yaşamış filozof, matematikçi ve astronomide başarılı bir bilim insanıdır. Dönemin ünlü matematikçisi Theon’un kızıdır. Hypatia, Atina’da eğitimini aldıktan sonra 400 yılına doğru İskenderiye’ye dönmüş ve İskenderiye Kütüphanesi’ndeki Platon Okulu’nda dersler vermeye başlamıştır. Hypatia bu okulda, içerisinde Hristiyanlık, Paganizm ve Musevilik gibi birçok inanca sahip öğrencisine Platon ve Aristo’nun öğretilerini kazandırmıştır. Bu öğrencileri arasında ileride İskenderiye valisi olacak olan Orestes ve Ptolemais’in piskoposu olacak olan Synesius da vardır. Resim 2. Hypatia’nın İskenderiye şehrinde öldürülmesini gösteren bir çizim Üstelik Hypatia, Roma’nın yavaş yavaş çökmeye başladığı, karmaşık bir dönemde yaşamıştır. Bu dönemde genel eğitim seviyesi çok düşüktür, bilgiye ulaşmak zahmetlidir, mesafeleri aşmak çok zordur. Kısacası bu dönem ortaçağın göbeğidir ve Hypatia bilime yaptığı katkılarla o döneme ışık olmuştur. Doğayı mantık, matematik ve deney ile açıklamaya çalışmıştır. Hypatia, matematik ve astronomi ilgili kitaplar da yazmıştır. Bu eserlerinden birinin adı “Astronomik Kanun”’dur. O, eski olarak adlandırılan bilgileri yeniden açığa çıkarmış ve bunları yeniden aralıklarını, yıldızların yüksekliğini ve dolayısıyla açılarını ölçmeye yarayan usturlap ve sıvıların göreceli yoğunluğunu belirlemeye yarayan hidrometre gibi tarihi bilimsel aletler icat etmiştir. Hatta Kopernik’in güneş merkezli evren modelini ortaya koyarken Hypatia’nın varsayımlarından ilham aldığı söylenmektedir. Hypatia cinayetinin ayrıntılarını kesin olarak bilemesek de politik olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Zira Hypatia, İskenderiye’de Hristiyanlar ile Hristiyan olmayanlar arasındaki gerginlik ve çatışmaların öne çıkan isimlerinden biridir. Şehrin pagan valisi Orestes’in himayesindedir. Valiyle beraber birçok soylu ve zengin kişi, o dönemde Hypatia’nın felsefe ve matematik derslerini takip etmektedir. İskenderiye piskoposu Cyril tarafından şeytan veya cadı olduğu ilan edilmiş ve İncil’den ayetler gösterilerek halk Hypatia’ya karşı kışkırtılmıştır. Savunmasız bir halde okulun kapısında yakalanıp, taşlanıp, işkence ve linç edilerek 45 yaşında öldürülmüştür. Cinayetin ertesinde Cyril, kilise tarafından aziz ilan edilmiştir. Hypatia’nın bütün eserleri de yok edilmiştir. Tarihçi Socrates Scholasticus bu cinayeti şöyle tasvir eder “Hypatia’yı iki tekerlekli bir at arabasından zor kullanarak indirdiler, Caesarium adını verdikleri kiliseye götürdüler ve şiddet kullanarak soydular. Sonra yüzünü tahrip ettiler ve son nefesini verene kadar ellerindeki keskin deniz kabuklarıyla vücudunu parçaladılar. Sonra bedenini dört parçaya ayırdılar ve bu dört parçayı Cinaron diye adlandırdıkları yere götürdükten sonra yakıp kül ettiler.” Damascius, Scholasticus’un söylediklerine şunu ekler “Hypatia’nın gözlerini çıkararak kör ettiler.” 3 Pisagor Pythagoras Pisagor, Pythagoras Yunanca Grekçe Πυθαγρα, MÖ 570 – MÖ 495 yılları arasında yaşamış olan İyonyalı filozof, matematikçi ve Pisagorculuk olarak bilinen akımın eğitimini tamamlayan Pisagor insanlığın ilk felsefecisi olarak bilinen Thales’in tavsiyesi üzerine Mısır ve Babil’e gidip fen ve din alanında eğitim almıştır. Mısır’da rahiplerden ve kahinlerden aldığı eğitim sonrasında savaşın çıkmasıyla Babil’e geçmiştir. Babil’in matematik bilimleri ile ünlenmiş bir yer olması Pisagor’un çok işine yaramıştır. 34 yıl boyunca kendisini öğrenmeye adayan Pisagor, ülkesine döndüğü zaman dersler vermeye başlamıştır. Fakat iktidarın baskıcı tavırlarından dolayı 529 yılında Yunanlıların yaşadığı bir kıyı kenti olan Güney İtalya’da Croton’a göç etmek zorunda kalmıştır. Resim 3. Ressam Raffaello Sanzio tarafından çizilen tabloda Pisagor Tamsayıların egemenliğinin sonu ve Matematik ilminin atası sayılan Pisagor, matematiksel ispat düşüncesini ortaya atan ilk bilim insanıdır. Ona göre aksiyomlar her şeyin temelidir. Pisagor’un en önemli buluşu ve kendisini tanınır kılan görüşü ise Pisagor Teoremi’dir. Ayrıca Pisagor, Dünya’nın yuvarlak olduğunu iddia eden ilk bilim insanıdır. Akşam ve sabah yıldızı olarak adlandırılan yıldızların da Venüs gezegeni olduğunu keşfetmiştir. O dönemlerde hakim olan Güneş’in Dünya etrafında döndüğü görüşüne de karşı çıkmıştır ve Dünya’nın Güneş etrafında döndüğünü savunmuştur. Ancak bu görüşüyle çok sert tepkiler alması sebebiyle bu düşüncesini resmi olarak açıklamamıştır. Kaşif, kahin ve bilim insanı gibi unvanlara sahip olan Pisagor, Croton kentinde kısa sürede ünlü biri haline gelmiştir ve kendi okulunu kurarak 300 öğrenci toplamıştır. Bu okulda bilimsel ve dinsel öğretiler yer almıştır ve okulda iki farklı grup var olmuştur. Kendilerini “matematikoi” adını vermiş üst düzey kişilerden oluşan bir grup ve öğrencilerden oluşan diğer gruptur. Pisagor ve takipçileri sayıların olağanüstü bir düzene sahip olduğunu savunmuşlardır. Bu mükemmellik de altın oranın bir yansımasıdır. Bilimsel felsefe adına kurulan bu okulun din ve bilim üzerine yaptığı çalışmalardan rahatsızlık duyan halk okulu ateşe vermiştir. Pisagor ve öğrencileri diri diri yanarak hayatlarını kaybetmişlerdir. Pisagora ve oluşturduğu ekole ait birçok belge de bu yangında yok olmuştur. Bu yüzden Pisagor ile ilgili çok az bilgi günümüze kadar ulaşmıştır. 4 Nicolaus Copernicus Kopernik Nikolas Kopernik 19 Şubat 1473, Toruń-24 Mayıs 1543, Frombork, Prusya İmparatorluğu’na bağlı Ermland Derebeyliği’nde Katolik piskopos danışmanı, boş zamanlarında matematik, astronomi ve harita bilimi ile meşgul olan bir bilim insanıdır. Resim 4. Astronom Kopernik veya Tanrı ile sohbet, Matejko’dan, Arka planda Frombork Katedral’i “Coelestium” Göksel kürelerin devinimleri üzerine başlığını taşıyan başyapıtında Güneş Sistemi’nin tarifini yapmış, gezegenlerin güneşin merkezde olduğu sabit yörüngeler üzerinde hareket ettiğini kabul eden günmerkezlilik yasasını savunmuştur. 1543 yılında, Kopernik’in ölümünden kısa bir süre önce, yayımlanan bu kitap, “Kopernik Günmerkezliliği” denilen astronomik modelin başlangıcını oluşturmakta ve modern astronomik ve bilimsel gelişmelerin başlangıç noktası olarak gösterilerek bilim tarihinde bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Kopernik, “Gök Cisimlerinin Devinimi Üzerine” adlı eserini 1530 yılında tamamlamıştır. Ancak bu eserini, çevresindekilerin yoğun baskısı üzerine on yıl sonra, yani ömrünün sonlarına doğru yayınlayabilmiştir. Kitabını, Papa III. Pavlus’a ithaf ederken, bu eseri yıllar boyunca neden yayınlamaktan kaçındığını da açıkça ifade etmektedir “Çok Kutsal Babamız, sanıyorum ki “Gök Cisimlerinin Devinimi Üzerine” adlı bu kitabımda Dünya’nın hareket ettiğini öne sürüyor olduğumu öğrenen bazı kimseler, böylesi görüşleri savunduğum için derhal sahneden kovulmam gerektiğini ilan edecektir… Dolayısıyla Dünya’nın hareket ettiğini ispat etmek üzere kâğıda döktüğüm bu düşüncelerimi yayınlamanın mı daha doğru olacağı, yoksa felsefi gizemlerini yalnızca kendilerine en yakın kimselerle paylaşan, üstelik bunu da yazılı metinler aracılığıyla değil, kulaktan kulağa anlatarak yapan Pisagorcular gibi davranmanın mı doğru ola cağı konusunda tereddütte kaldım… Yeni ve [sözde] garip olan görüşüm sebebiyle alaya alınacağımdan korktuğum için bu eseri yayınlamaktan neredeyse büsbütün vazgeçecektim.” Kopernik’in bu ithaf yazısını kaleme alışından tam altmış yedi yıl sonra Galileo’nun, Kepler’e yazdığı bir mektupta, Kopernik’in görüşlerini açıkça desteklediği çalışmalarını yayınlamak konusundaki çekincesinin sebebini izah ederken, Kopernik gibi Pisagorcuların gizlilik üzerine kurulu tarikatlarına hayran olmamakla beraber, Kopernik’in kullandığı “sahneden kovulma” ifadesini kullanmış olması oldukça ilginçtir. Gerek Kopernik’in gerekse Galileo’nun, eserlerini yayınlamaktan kaçınmalarının, kilisenin göstereceği olası bir tepkiden korkuyor olmalarından kaynaklandığını gösteren herhangi bir delil yoktur. Ne de olsa Kopernik başyapıtını Papa’ya adamıştır. Üstelik eserlerini yayınlamak konusunda ikna edilmesinde etkili olan kişilerden biri de, art arda üç papanın sırdaşı olmuş ve Kopernik’e 1 Kasım 1536’da Roma’dan yazdığı mektupta, “Bütün içtenliğimle keşiflerinizi eğitimli kimselere açıklamanızı ve evren konusundaki kuramlarınızı en kısa zamanda tarafıma iletmenizi rica ediyorum” diyebilen Kardinal Schoenberg’dir. Eserini yayınlaması konusunda Kopernik’i gerçek anlamda ikna edense Wittenberg Üniversitesi’nde Matematik ve Gökbilim Profesörü olan Protestan akademisyen Georg Rheticus 1514-74 olacaktır. Bunun yanında eserin oldukça kabaca yazılmış orijinal elyazmasını elden geçiren, çok sayıda düzeltme yapan ve sonunda Danzig’de basılmasına ön ayak olan da Rheticus olmuştur. 5 Galileo Galilei Galilei, 1564’te İtalya’nın Pisa şehrinde doğmuştur. Dönemin tanınmış müzisyenlerinden Vincenzo Galile­i’nin oğlu olan Galileo, ilk tahsilini Floransa’da yapmıştır. 1581’de Pisa Üniversitesi’nde tıp tahsiline başlamıştır. Ancak parasızlıktan okulu terk etmek zorunda kalmıştır. 1583’ten itibaren matematiğe ilgi duyan Galileo, bu konudaki çalışmaları sayesinde, 1589’da Pisa’da profesörlük elde etmiştir. 1610’da Ay’daki dağlar, yıldız kümeleri ve Samanyolu üzerine ilk tespitlerini yayımlamıştır. Bu arada Jüpiter’in dört uydusunun varlığını da bildirmiştir. Bu çalışmaları çok ilgi uyandırmıştır ve Floransa’da saray matematikçisi olmasını sağlamıştır. Hemen sonra Venüs gezegeninin Tayyipleri ve Satürn’ün şekli hakkında bilgi verirken, astronomideki Ptolemy Batlamyus sistemini de tartışmaya açmıştır. Daha sonra 1611’de Roma’ya gitmiş ve oradaki Bilim Akademisi’ne üye seçilmiştir. Floransa’ya dönüşünde ise hidrostatik üzerine pek çok profesörün itirazına sebep olan kitabı ile 1613’te güneş lekeleri üzerine yazdığı eserini yayınlamıştır. Bu eserinde Kopernik sistemini açık bir şekilde müdafaa etmiştir. Bundan dolayı papazların ağır hücumuna da uğramıştır. 1615’te bizzat Roma’ya giderek bu iddiasını savunmuştur. Ardından, 1616’da Papa Beşinci Paul tarafından kitaplarını tetkik için bir komisyon kurulmuştur. Bu komisyon Galileo’nun kitaplarını yasaklamamış ancak Dünya’nın döndüğü iddiasından vazgeçmesini istemiştir. Resim 5. Cristiano Banti’nin 1857 yılında resmettiği Galileo’nun Roma engizisyonu ile yüzleşmesi Galileo, bir müddet bilimin pratik yönüne dönmüş ve mikroskobu geliştirmiştir. Ancak 1618’de üç kuyruklu yıldızın görülmesiyle kiliseyle tekrar münakaşaya girmiştir. Arkadaşının Sekizinci Urban olarak Papa seçilmesinden cesaret alarak yazdığı İki Kainat Sistemi Üzerine Konuşmalar” adlı eserini 1632’de yayınlamayı başarmıştır. Ancak kitabı daha önce yapılan uyarılarla çeliştiği söylentileriyle Roma’da mahkemeye çağrılmıştır. 1633’te bu kitap yasaklanmış ve Galileo, Kutsal Engizisyon’ca müebbet hapse mahkum edilmiştir. Nitekim, cezası kendi evinde göz hapsine çevrilmiştir. Yetmiş yaşında hapsedilen Galileo kör olmuş ve 1642 yılında hayatını yitirmiştir. 6 Antoine Lovoisier Antoine-Laurent Lavoisier d. 26 Ağustos 1743, Paris–ö. 8 Mayıs 1794, Paris Fransız bir kimyacıdır. Parisli zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Daha küçük yaşında iken annesini yitiren Lavoisier, babasının yakın ilgi ve bakımıyla büyümüştür. Başlangıçta belki de onun etkisiyle, hukukçu olmaya yönelmiştir. Ancak bu arada içinde uyanan deneysel bilim merakı, çok geçmeden bir tutkuya dönüşmüştür. Yirmi bir yaşına yeni bastığında, Paris’in sokaklarını aydınlatma proje yarışmasında birinciliği almış ve Fransız Bilim Akademisi’nce altın madalya ile ödüllendirilmiştir. 25 yaşına geldiğinde ise özellikle kimya alanındaki çalışmaları göz önüne alınarak akademiye üye seçilmiştir. Bu arada hükümetin özel bir komisyonunda görevlendirilen genç bilim insanı, metrik sistemin oluşturulması, Fransa’nın jeolojik haritasının çıkarılması gibi etkinliklerden tarımda verimin yükseltilmesine uzanan pek çok uygulamalı bilim çalışmalarını düzenlemiştir. Ayrıca o sırada bir tür abluka altında olan ülkesinin savunma ihtiyacı olan barutun da retim sorumluluğunu üstlenmiştir. Genç bilim insanı, bu kadarla da yetinmeyip ileride yaşamını yitirmesine yol açan bir işe, ülkenin bozuk vergi sistemini düzeltme işine de el atmıştır. Ancak tüm bu uğraşlarına rağmen Lavoisier, kendisini asıl ilgilendiren bilimden kopmamıştır; her fırsatta özel laboratuvarına çekilip deneylerini sürdürmekten geri kalmamıştır. Resim 6. “Mösyö Lavoisier ve Karısı” adlı portre 1794’te solunum üzerinde deneylerini yaparken, Lavoisier, Devrim Mahkemesi önüne çağrılmıştır. İki suçlamaya hedef olmuştur Devrim karşıtı olarak karalanan aristokrasiyle ilişkisi ve vergi toplamada yolsuzluk. Zira Lavoisier topladığı vergilerin küçük bir bölümünü laboratuvar deneyleri için harcamıştır. Lavoisier’yi kurtarmak için dostları mahkemeye koşmuştur ancak tanık olarak bile dinlenme gereği duyulmamıştır. “Yurttaş Lavoisier’in çalışmalarıyla Fransa’ya onur sağlayan büyük bir bilgin olduğunda hepimiz birleşiyor, bağışlanmasını diliyoruz” dilekçesiyle başvuran günün seçkin bilim insanlarına, yargıcın verdiği yanıt kesin ve çarpıcıdır “Cumhuriyet’in bilginlere ihtiyacı yoktur!” Galileo yaşamının son on yılını Engizisyon’un göz hapsinde geçirmiştir. Lavoisier’in sonu ise daha acıklıdır. O, 51 yaşında iken, “devrim” adına giyotine maruz kalmıştır. Lavoisier, boynunun vurulmasını beklerken kitap okuyordur. Cellat, onu giyotine götürmek için yanına geldiğinde, Lavoisier, nerede kaldığını unutmamak için okuduğu kitabın arasına bir kitap ayracı koymuştur. Lavoisier döneminde, kimya alanında Antik Yunan döneminden kalan “toprak, su, ateş ve hava”’nın dört temel element olduğu öğretisi geçerliliğini korumaktadır. Bu öğretiden yola çıkarak Lavoisier “Flogiston deneyi”ni tasarlamış ve “flogiston” kavramını geliştirmiştir. Bu kavram yanan nesnenin flogiston adında bir madde çıkardığını öngörmektedir. Daha sonra gerçekleşen çalışmalar ve gazların keşfi ile “Flogiston Teorisi” geçerliliğini yitirmiştir. Sonraki deneylerinde elde ettiği bulgu ve gözlemlerini “Lovoisier, Traité Élémentaire de Chimie” adlı yapıtında toparlamıştır. Bu yapıt modern kimyanın doğmasını sağlayan temel eserlerden biri olarak öne çıkmıştır zira kimyayı sistemli bir şekilde ele almaktadır. Ayrıca Antoine Lavoisier, “Kütlenin Korunumu Yasası”nı da ortaya koymuş ve hiçbir şeyin yoktan var edilemediği ve maddenin dönüşümlerde miktar olarak aynı kaldığını göstermiştir. Bu yasayı öne çıkarabilmesinde, sistemli bir yaklaşıma sahip olması ve duyarlı ölçümler yapabilmiş olması önemlidir. 7 Giordano Bruno Giordano Bruno 1548-1600 İtalya. İtalyan filozof, rahip, gökbilimci ve okültistdir. Rönesans felsefesini biçimlendiren filozofların en önemlilerinden biridir ve şair yönüyle de edebiyata en yakın duranıdır. Ona doğacı coşkunluğun düşünürü de denmektedir. Aristotelesçi kapalı evren görüşünden ilk sıyrılanlar arasında yer alan İtalyan filozof, Kopernik’in tezini savunmuştur. Evrenin sonsuz ve eşdağılımlı olduğunu ve evrende, dünyadan başka birçok gezegenin bulunduğunu söylemiştir. Aykırı görüşler beslediği için 1600 yılında Roma Katolik Kilisesi’nin Engizisyon mahkemesinde yargılanıp sapkın ilan edilmiş ve Roma’da diri diri yakılarak idam edilmiştir. Onaltı yaşındayken Dominiken adını taşıyan bir tarikatta yer almış ve burada Tomasso tanrıbilimini incelemiştir. Yeni ve eski filozofları okuyarak kendini geliştirmiştir. Kopernik sistemi ile tanışınca, Bruno tarikat mensubu bir kişi olmaktan sıyrılmış ve buna bağlı olarak Hıristiyan inancıyla arasındaki bütün bağları koparmıştır. Daha önce Kiliseye karşı bir sistem içinde yer aldığından din sapkınlığı ile suçlanmıştır. 1576 yılında Roma’da daha 28 yaşında iken sapkınlık, dinsizlik şuçlarından dolayı hakkında dava açılmıştır. Oysaki O, düşüncelerinde ısrar etmiş ancak Engizisyon baskısından kurtulmak için Roma’ya ardından Kuzey İtalya’ya kaçmıştır. Dinsizlik ile suçlandığı için hiçbir yerde kalıcı olarak yaşayamamış, sürekli gezmiştir. Sonra Cenevre’ye geçmiş, ardından yaşamına Güney Fransa, Paris ve Londra’da devam etmiştir. 1582 yılında Sorbonne Üniversitesi’nde bir kürsü elde etmiş ve Londra’da yapıtlarının birkaç bölümünü kitaplar halinde bastırmıştır. Londra’dan kısa bir süreliğine yine Paris’e geçen Bruno daha sonra bir İtalyan aristokrat olan öğrencisi Macenigo tarafından Venedik’e davet edilince bu daveti kabul etmiş ve burada Galileo Galilei ile tanışmıştır. Öte yandan ülkesini özlemiş, güneşine ve sıcak renklerine kavuşmuştur. Sık sık sunumlar ve konferanslar vererek Galileo ile bilgi ve fikir alışverişini ilerletmiştir. Ancak Macenigo adlı bir aristokratla çatışınca, onun tarafından Engizisyon’a teslim edilmiştir. Ona, düşüncelerinden vazgeçmesi ve sonsuz evren görüşünün din sapkınlığı olduğunu kabul etmesi durumunda kilise tarafından affedileceği söylense de Bruno, gördüğü bütün işkencelere karşın, görüşlerinden taviz vermemiş ve bilim insanı olmanın onurunu daima korumuştur. Sekiz yıl hapiste kalarak tanrıya saygısızlık, ahlaksız davranış ve dinden çıkmak suçlarından soruşturulmuş ve yargılanmıştır. Uzun bir yargılamanın sonunda Hristiyanlık’ın ünlü ilkesine göre, “kanı akıtılmadan eziyet edilerek öldürülmesine” karar verilmiştir. Ölüm kararını Bruno’ya bildiren yargıç, ondan şu cevabı almıştır “Ölümümü bildirirken siz benden daha çok korkuyorsunuz” Kilisenin bu kararı, Roma’da Campo dei Fiori meydanında 17 Şubat 1600 de Bruno’nun diri diri yakılması ile yerine getirilmiştir. 8 Miguel Servet Miguel Servet d. 29 Eylül 1509/1511 – ö. 27 Ekim 1553, İspanyol ilâhiyatçı, hekim, haritacı, hümanist ve Avrupa’da kan dolaşımını doğru şekilde inceleyen ilk bilim insanıdır. Matematik, gök bilim, meteoroloji, coğrafya, anatomi, eczacılık, hukuk felsefesi, tercümanlık ve İncil’i orijinal metinlerinden tefsir etme çalışmaları bulunmaktadır. Şairlik yanı da bulunan Servet, özellikle eczacılık ve ilâhiyat bilimlerinin tarihinde nam sahibidir. Tıp bilgisini geliştirmek amacıyla 1526’da Endülüs’ten arta kalan Gırnata’ya Grenada gitmiş ve burada Hıristiyan yağmasından geriye kalan tıp ve eczacılık kitaplarını toplamıştır. Bunlar arasında tarihte ilk defa küçük kan dolaşımını bulan İbnü’n Nefs’in Alaaddin Ebu’l A’lâ Ali b. Ebi’l Hazm el Kureşî ed Dımeşkî 1270’li yıllarda telif ettiği kitabını Latince’ye çevirmiştir. İbnü’n Nefsin bir diğer kitabı olan “el Mu’cez fî’t Tıb”dan hem ecza ve hem de hastalıklarla ilgili çok yararlandığı kitaplardandır. 1531 Temmuz ayında “De Trinitatis Erroribus” Teslisteki Yanlışlıklar, 1532’de ise “Dialogorum de Trinitate” Teslis Hakkında Konuşmalar kitaplarını yazmıştır. Teslisten arındırılmış bir İncil hazırladıysa da herkese duyuramamıştır. Fransa’da yaşarken Engizisyon’dan korktuğu için Michel de Villeneuve Villeneuvelü Michel takma adını kullanmış ve 1533’te Batlamyus’un Coğrafya kitabının ilk Fransızca tercümesini yayımlamıştır. Bunun yanında 1535’te “In Leonardum Fucsium Apologia” Leonard Fuchs’a karşı Savunma, “Syruporum Universia Ratio” Şuruplar Hakkında Herşey adında eczacılık kitapları yayınlayımlamıştır. 1540 yılında ise suikaste uğramışsa da kurtulmayı başarmıştır. 1553’te teslisi reddeden görüşlerini içeren “Christianismi Restitutio” Hıristiyanlığın Özüne Dönüş kitabı bardağı taşıran damla olmuştur. Daha önce tanışıp ahbap oldukları Calvin tarafından oyuna getirilmiştir. Servetus ve Calvin daha önce mektuplaşmışlar ve Servetus Michel de Villeneuve adını, Calvin ise Charles d’Espeville adını kullanmıştır. Servetus bir arkadaşına bu mektuplaşmayla ilgili olarak şöyle yazmaktadır “Servetus, kısa süre önce, zırvalarını içeren hacimli bir posta yolladı. Eğer buraya gelirse ve eğer otoritemin bir değeri varsa, onun buradan canlı ayrılmasına asla izin vermem.” Servetus’in hem bilim, hem de dini sahada popüler olması, Calvin’i kıskandırmış olduğu düşünülmektedir. 16 Şubat 1553’de Servetus Vienne’de iken, tutuklanmıştır. Ancak delil yetersizliğinden serbest bırakılmıştır. 26 Mart 1553’de ise Servetus’in gönderdiği mektuplar Calvin tarafından engizisyona yönlendirilmiş ve bu mektuplar delil olarak kabul edilmiştir. Bu yüzden Servet, Katolik kilisesi tarafından Lozan’da kitaplarıyla birlikte yakılarak öldürülmüştür. 9 Roger Bacon Roger Bacon d. 1219/1220 – ö. 1292 İngiliz bilim insanı ve filozoftur. “Deneysel bilim” yolunda çaba harcamış olan Bacon, çağdaş bilimin deneysel yaklaşımının tarihsel bakımdan erken olgunlaşmış bir temsilcisi olarak kabul edilmektedir. İnsanın bilgisizliğinin nedenleri üzerinde duran Bacon, otoriteye dayanmanın, geleneğin etkisinin, önyargıların ve kişinin cehaletini saklayan sözde bilgeliğin, insanı hakikate ulaşmaktan alıkoyduğunu söylemiştir. Bacon, özgür fikirleri yüzünden otorite ve din adamlarıyla sürekli tartışmalar yaşadığı için 14 yıl hapis yatmıştır. Hristiyan olmayanlardan özellikle Araplardan birçok şey öğrenilebileceğini söylemiştir. Ona göre İbn-i Sina, Aristoteles’den sonraki en büyük filozoftur. Empirik fikrininin ilk savunucusu olduğu da kabul edilmektedir. Felsefenin görevinin insanı Tanrı’nın bilgisine götürmek ve O’nun hizmetine koşmak olduğunu dile getiren Bacon, matematiğe özel bir önem vermiş ve matematiği tüm bilimlerin anahtarı olarak kabul etmiştir. Zamanının bilimiyle ahlakına yoğun eleştiriler yöneltmiş olan Bacon, tümevarım ve tümdengelimden meydana geldiğini söylediği bilimsel yöntem konusunda önemli katkılar yapmıştır. Bacon’un anlayışına göre gerçeğin önünde engeller bulunmakta ve bu engellerin cehaletin nedenleri olduğunu savunmaktadır. Cansu AYGEN

filozofların eğitim ile ilgili görüşleri